Dolar 18,5338
Euro 18,0271
Altın 987,78
BİST 3.198,16
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 28°C
Açık
Bursa
28°C
Açık
Per 30°C
Cum 32°C
Cts 23°C
Paz 23°C

Yazmak

Yazmak
A+
A-
02.08.2011

Günümüzde kitap yazmak insanlara çekici gelmeye başladı. Hatta “Herkes yazar oldu, okur kaldı mı?” sorusu geliyor insanın aklına.
Okurun az olduğu ülkemizde basılan onca kitabı kim okuyacak merak ediyorum doğrusu. Ama çiçeği burnunda bu işlere bulaşmış birisi olarak yazmanın güzel bir meşgale olduğunu söylemeliyim. İster yayımlansın isterse yayımlanmasın bir eseri ortaya koymanın verdiği haz tartışılmaz.
Benim yazmayla olan ilişkim bir okur olarak başladı, bu köşedeki yazılarımla devam ediyor. Her geçen gün yazmaya eskisinden daha fazla zaman ayırıyorum. Bu süreç içinde edebi nitelikteki kitaplar, kişisel eğitimimin başlıca kaynağı oldu. Ancak edebiyat dipsiz bir kuyu gibi ve bir süre sonra bunun yetmediğini fark ediyorsunuz.
Bu kez işin profesyonellerinden destek almayı düşündüm. Yazı atölyeleri ile tanışmam bu şekilde oldu. Aynı dili konuşmak üzere edebiyat yolculuğuna çıkan bir avuç insanın buluştuğu bir yerdi ve bundan sonsuz keyif alıyorduk. Bu yolculuğu yazarlarla birlikte yapmak ise bambaşka haz veriyordu.
Derste öğrendiğim ilk şey yazarlığın bir yazardan ders alarak ya da yazı atölyelerinde öğrenilemeyeceğiydi. Tamamen kendinizi o işe adamanız gerekiyordu.
Yaratıcı yazarlık çalışmaları diğer yazarların düşüncelerine başvurmayı sağlıyor. Edebiyatın içinde bir yolculuğa başlıyorsunuz. Yazmanın, okumanın göründüğü gibi basit, tek katmanlı bir süreç olmadığını fark ediyorsunuz.
Yazarlık atölyelerinde öğrenilenlerin başında dilin kullanımı geliyor. Sözcükleri ölçüp biçerek kullanmak iyi bir metin oluşturmanın temel unsuru. Ne bir fazla, ne bir eksik kelime isteniyor. Geveze bir insan nasıl dinleyeni sıkarsa, yazıdaki gereksiz sözcükler, tekrarlar da o denli yoruyor okuru. Anton Çehov’un dediği gibi yazılı metinde bir silahtan bahsediliyorsa mutlaka o silah bir şekilde patlamalı. Aksi takdirde bir anlamı kalmayacaktır.
Dilimizi geliştirmenin, yeni kelimeler üretmenin, kullanmanın yolu da iyi bir okur olmaktan geçiyor. Gelişigüzel okumak yerine ‘yazar okumak’ tavsiye ediliyor yazar adaylarına. Yani en çok satan kitaplar yerine edebi niteliği olan yazarları okuyup takip etmek gerekiyor.
Bu atölyelerde yazılı bir metnin nasıl yazılacağına ilişkin yollar öğretiliyor. Bir öykünün, romanın çatısı nasıl kurulur? Kahramanlar nasıl yaratılır? Kurgu nasıl oluşturulur? gibi konular üzerinde duruluyor. Yazı, roman, öykü, şiir her neyse bir meselesi olmalı. Bu mesele aynı zamanda yazarın da meselesi haline gelmeli. Okurken bunu hissedebilmeliyiz.
Yazar adaylarına tavsiye edilen diğer bir şey de kendine üslubu, düşüncesi ile yakın bulduğu yazarları seçmesi. “Benim yazarım” dediği bu yazarları izlemesi, hatta başlangıçta onlar gibi yazmaya çalışması. Bu da eserlerin nasıl yazıldığının bir okur değil de bir öğrenci gibi incelenmesini gerektiriyor.
Oysa, “Yazarın etkisinde kalmamak için okumuyorum,” diyen yazar adayları çoğunlukta. Bu düşüncenin doğru olmadığı bir gerçek. Etkisi altında kalmanın çekinilecek bir tarafı olmadığını edebiyatçılar da belirtiyor.
Okuduklarımızdan nasıl yazılacağı konusunda çıkarımlarda bulunmalıyız. Klişe cümlelerden kaçmak, ‘edebiyat yapmak’ diye bahsedilen ağdalı sözcüklerden uzak durmak, sade, anlaşılır bir dil kullanmak asıl olan.
Yazmak için gözlem yapmak şart. Gözlem yapmak demek, illâ da dışarıya bakmak değil. Kendi içimize bakabilmemiz demektir aynı zamanda.
Her gün mutlaka yazmanın alışkanlık haline getirilmesi gerektiği belirtiliyor. En basit yolu da yayımlama kaygısı taşımadan yazmak ve günlük tutmak.
Yaratıcı yazmaya ilişkin eserlerinden yararlanabileceğiniz yazarlar vardır: Feridun Andaç, Murat Gülsoy, Semih Gümüş, Emin Özdemir gibi… Okumanızı tavsiye ederim.
Bir de doğru okumalar yapmak lazım. Okuduğunu çözümleyerek, eleştirerek okumak… Okumayla sürekli bir ilişki halinde bulunmak için edebiyat dergileri güzel bir araç.
Yazmak, tıpkı müzik gibi, resim yapmak gibidir. Özgür olmayı gerektirir. Ama bilgi olmadan karmaşadan başka bir şey yaratmaz. Yazmak senteze ihtiyaç duyar, tecrübeye ihtiyaç duyar ve çalışmaya ihtiyaç duyar. Ben yazarım öyleyse yazarım demekle olmaz, ustalığa ihtiyaç duyar…

Yenisehir.com
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.