Dolar 18,5039
Euro 18,1433
Altın 988,22
BİST 3.179,99
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 26°C
Hafif Yağmurlu
Bursa
26°C
Hafif Yağmurlu
Paz 22°C
Pts 20°C
Sal 19°C
Çar 18°C

Tarihimizin bir başka yüzü

Tarihimizin bir başka yüzü
A+
A-
23.05.2011

İstanbul´un çevresini kuşatan surların önünden otobüsle defalarca geçmişimdir. Yıllar içinde merak etmek şöyle dursun, o kadar kanıksamışım ki, neredeyse var mı yok mu farkına varmayacağım.
Bunda biraz da yarattığı olumsuz izlenim etkili olsa gerek. Oldum olası surlar deyince aklıma tarihten çok, evsiz, barksızların yurdu haline gelmiş, bırakın gezmeyi yakınından bile geçmeye cesaret edemeyeceğiniz pis, izbe yerler gelir.
Hafta sonu İstanbul´un sur ve kapılarını kapsayan bir gezi düzenlenmişti. Başka türlü gezmek pek mümkün olamayacağından, fırsat bu fırsat dedim…
Bizans dönemine ait II.Theodosius zamanından kalma kara surları, Haliç kıyısı boyunca Ayvansaray´a, Yedikule´den Topkapı´ya uzanmaktadır. M.S. 412 – 413´te inşa edilen bu surlar, dünyada örneğine az rastlanan bir savunma sisteminin en güzel örneğidir.
Osmanlı, Arabistan çöllerinden Tuna Nehri´ne kadar uzanan geniş topraklara hâkim olunca, İstanbul´un surları eski önemini yitirmiş olsa da gerek tarihi, gerekse kapıları ile günümüzde şehrin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
1980´lerin başında Unesco tarafından ´Dünya Mimari Mirası´ listesine alınmıştır. 1987-1994 yılları arasında tadilat görmüş olup bugün de onarım çalışmaları devam etmektedir.
Tarihini merak edenler yazılı kaynaklardan ya da internetten detaylı bilgiye ulaşabilirler. Bugün sizlere bahsetmek istediğim surların tarihi güzellikleri değil, nasıl yok edildiğine ilişkin tanık olduğum o görüntüler. İşte bu geziden not defterime düşenler…
* * * *
Yedikule Kapısı önündeyiz. Kapı bugünde kullanılmakta, altından yoğun bir trafik akışı var. Arkeolog rehberimiz belirtiyor bulunduğumuz yerin tarihi özelliklerini… Ve sonrasında Vandalizm´e nasıl yenik düştüğümüzü anlatıyor. Hayretler içinde dinliyoruz. Kapının üstünde Bizans dönemine ait çift başlı bir kartal kabartması varmış kısa bir süre öncesine kadar. Bakınca yeri belli oluyor zaten. Seçim döneminde üzerine asılan pankart kaldırıldığında bir de bakmışlar ki kartal uçup gitmiş…
* * * *
Bu kez Silivrikapı´daki antik mezarı ziyaret edeceğiz. Yol üzerinde bir grup adam sofra kurmuş demleniyor. Ürküyoruz. Önlerinden geçip yürümeye devam ediyoruz. Haydi, bakalım geldik, derken bir de bakıyoruz ki mezarın girişindeki kapı yok. Onun yerine konulan sacdan bir plaka kapı görevi görüyor. Erkekler el atıp plakayı kenara çekiyor ve girişi sağlıyorlar. İçerisi facia durumda. Duvarlar is içinde, belli ki ateş yakılmış, Kötü bir koku, bira şişeleri, öbek öbek çöpler bizi karşılıyor. Burnumuzu tıkayıp, is pas olmayı göze alıp içeri giriyoruz. Öğreniyoruz ki burası da talan edilmiş. Gezi bitene kadar bakalım daha neler bizi bekliyor…
* * * *
Bir diğer yer Tekfur Sarayı. 11-15. yüz yıllar arasında imparatorluk sarayı olarak kullanılan Blakhernai Saray kompleksine ait iki sur duvarı arasındaki önemli bir yapı. Burası bir zamanlar Topkapı Sarayı´nın fil ve zürafalarının bırakıldığı yermiş. Lale Devri´nde ise çini imalathanesi olarak kullanılmış.
Tekfur Sarayı, İstanbul´da, Bizans döneminden günümüze ulaşan tek saray yapısı olması bakımından önemli. Buraya da hakkını vermişiz doğrusu(!) Önünde duran boş bir levhaya ve duvarına püskürtme boyalarla, eğri büğrü yazılmış “Tekfur Sarayı” ibaresi içler acısı bir görüntü yaratıyor. Bu kadar zor mu, oraya doğru düzgün bir tabela koymak?
Kapı açık, tam gireceğiz, bir genç geliyor yanımıza, giriş için para istiyor. Kapıya görevli biri konulmazsa olacağı bu… Belli ki adam boş yeri bulunca kendine iş edinmiş. Kendisinin görevli olmadığı hatırlatılınca küstah tavırlar sergiliyor. Rehberimiz şikayet edeceğini söyleyince önceki saygısız ve sert tavırlarından eser kalmıyor. Tabii bu kez misafirlik hat safhada… Yanılmamışım: Buralara tek başına gelmek emniyetli değilmiş, bunu bir kez daha hissediyorum.
* * * *
Gezi güzergahı boyunca her yer piknikçilerin istilasına uğramış. “Cennet gibi yerler elden gidiyor,” demek bir şey ifade etmiyor. Anlaşılıyor ki nefes alınacak bir yer olmazsa bir avuç çim insanların cenneti haline gelebiliyor…
* * * *
Son olarak bir şapel kalıntısını geziyoruz. Gecekondu var yanında. Evin sahipleri bu tarihi yeri ardiye olarak kullanıyor. Rica ediyoruz, kapıyı açtırıyoruz. Kapı da ne kapı(!) Üzerinde balkon kapılarına asılan boncuklardan var. İçerisinde de koltuktan bisiklete ne istersen… Ancak oldukça temiz sayılır.
Gruptaki gençlerden biri, buraya daha önce geldiklerini, ancak evde kimse olmadığı için kapıyı açtıramadıklarını söylüyor. Gülüyoruz ağlanacak halimize…
* * * *
2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul´dan 2011 yılı görüntüleri ne yazık ki böyleydi. Dünya´da pek çok tarihi yer gördüm. Tarih ve kültür adına bu şekilde kötü bir görüntüye rastlamadım. Avrupa ülkesi olmaya aday bir ülkeden manzaralar böyle mi olmalıydı?

Bu ve benzer tarihi yapılar kendi haline terk edilmese, restorasyon çalışmaları hız kazansa, çevrelerine turistik dükkanlar açılsa, park ve bahçe düzenlemeleri yapılsa, koruma altına alınsa…
Ve böylece alkoliklerin, uyuşturucu kullananların barınağı olmaktan çıkarılıp insanların rahatça gezebileceği, nefes alabileceği yerlere dönüştürülse, ülkemizin tarihi mirasını dünyaya olumlu görüntüler içinde tanıtabilsek güzel olmaz mı? Ne bir başka İstanbul var, ne de böylesi tarihi güzellikler…

Yenisehir.com
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.