Dolar 16,3762
Euro 17,5828
Altın 973,49
BİST 2.450,84
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 26°C
Açık
Bursa
26°C
Açık
Cum 27°C
Cts 29°C
Paz 27°C
Pts 25°C

Selim İleri ile Galata Pera’da

Selim İleri ile Galata Pera’da
A+
A-
17.05.2010

Hafta sonu yazar Jale Sancak’ın düzenlediği bir söyleşiye katıldım. Selim İleri yeni çıkan son kitabı ‘Bu Yalan Tango’ ile Galata Pera Sanat’ın konuğuydu. Söyleşiyi öykü yazarı Nalan Barbarosoğlu yönetti.

Söz konusu roman üzerinden günümüzde roman sanatı da tartışıldı.

Özlemişim onu görmeyi, dinlemeyi… Maalesef, TRT’2’deki programı bittiğinden… Neyse, bu sımsıcak söyleşiden bir bölümü bu hafta sizlerle paylaşmak istedim.

Sevgili Selim İleri, “Çocukluğumda çok yalan söylerdim,” diye başladı sözlerine…

“Bu yüzden annemden epeyce dayak yemiştim. Sonra doğru bir şey olmadığını anladım. Yalan söylemeyi bıraktım. Zaman içinde epey kafa yordum ‘yalan’ üzerine…”

Kitabın adı ilkin, ‘Yalan Tango’ imiş. ‘Bu’yu Ahmet Ümit eklemiş.

“Romanın başlığı ‘Yalan Tango’ olduğunda sadece kurgunun yalan boyutu anlamını içeriyordu. ‘Bu’ birçok şeyin vurgusu oldu aslında. Ahmet Ümit, roman bir dönemi anlattığı için bu isimde ısrarcıydı,” diyor İleri ve sözlerine şöyle devam ediyor:

“Romanı okuduğunuzda Türkiye’nin son doksan yılını yaşıyorsunuz. Toplumsal fonda görülen 1938–2010 yılları arası.

Ancak edebiyat dünyasında o günden bugüne pek bir şey değişmemiş. Yayımcı aşk romanı yapmak istiyor. Yazar, istemese de çok satıyor diye aşk romanı yazıyor… Benzer üzüntüler, çekememezlikler yaşanmaya devam ediyor…

Tabii buradaki ‘yalan’ sadece sembolik olarak kullanıldı. Belki bir kadınla bir adamın, bir dansın yalana dönüşmesi değil, bütün bir toplumda yalanın mevcudiyetiydi anlatılan.”

Kitabı geçen haftalar içinde okumuştum. Kısaca konuya değinecek olursam: Romanın ana karakterleri; Fatma Asaf ve Ufuk Işık.

Roman, bir ırmak söyleşiden oluşuyor. Birkaç ay içinde doksan yaşına basacak olan Fatma Asaf adlı yazar ile orta yaşlı Ufuk Işık’ın yaptığı ırmak söyleşi çevresinde biçimleniyor.

Fatma Asaf, Kerime Nadir gibi, bir dönem ‘klişe edebiyat’ olarak nitelendirilen aşk romanları yazarı.

Söyleşiyi yapan Ufuk Işık ise ellilerin yarısını çoktan geçmiş, saçı başı dökmüş, sigaradan göğsü hırıl hırıl, orta yaşlı bir romancı. Aslında Ufuk Işık Selim İleri’nin kendisi.

İki yazarın paylaşımı sırasında zihinlerinde bir sürü anı canlanıyor. Konuştukça konudan konuya, bir anıdan diğerine, bir yazardan ötekine geçiyorlar.

Okurken Fatma Asaf’ın, romanındaki Tango sahnesini ateşli bir aşk sahnesi olarak kurguladığını görüyorsunuz. Oysa gerçekte iki kişinin dansı değil yalnızlık dansı bahsedilen, bir ‘yalan tango’ anlayacağınız…

“Söyleşi sadece iki yazarın birbirine söylediklerinden değil, söylemeye çekindiklerini de içeriyor. Gizlenenler belki de söylenenlerden daha önemli,” diyor Selim İleri.

Ve devam ediyor sözlerine: “Türk ve dünya edebiyatının ünlü eserleri ve unutulmaz isimleri, birer karakter olarak karşımıza çıkıyor. Ahmet Hamdi Tanpınar, Aliye Berger, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, romanda adı geçen isimlerden bazıları.

Gogol, Andre Gide, Proust, Oscar Wilde… Eserleriyle ve yaşam öyküleriyle Fatma Asaf’ın yaşam öyküsünün ayrılmaz bir parçası oluyorlar.”

İyi bir okuyucu olmama rağmen romanı okurken zorlandım. Yazım tekniği oldukça farklı. Düşünceler konuşmalara yedirilerek anlatılmış. Ancak teknik ustaca kullanılmış. Savruk düşünceler satırlara kıvrakça yansıtılmış. Akıcı ve şiirsel… Kaostan sonra düzene geçiş diyebiliriz.

Selim İleri de kabul ediyor: “Dili biraz farklı. Düzyazının hantallığından arınmış, şiire yaklaşan bir dil. Savruk görünüşü içinde ahenkli… Kurguyla, gerçeğin sınırları zaman zaman belirsizleşiyor; silinip yok oluyor. Kolay olmadı; epey uğraştım. Tekrar tekrar başa döndüm; okumalar yaptım. Dersime iyi çalıştım anlayacağınız,” diyor gülümseyerek.

Ve sözlerini şöyle tamamlıyor: “Romana son noktayı koyunca çok büyük bir boşluk duydum. Ertesi sabah ne yapacağımı şaşırdım. Birkaç gün içinde boşluk, yalnızlık dozajı arttı. Ne yapacağımı bilemedim…”

Galata Pera’da bir akşamüzeri… ‘Bu Yalan Tango’dan söz ediyoruz… Sevdiğim bir yazarı dinlemenin mutluluğu ve heyecanı sökün ediyor benliğime. Ne yazık ki, her güzel şey gibi bu da çabucak sona eriyor.

Ve hoşça kal diyorum, yaşadığım bir güzelliğe daha… Romanı bir kez daha okuma arzusu ile ayrılıyorum Pera’dan…

Yenisehir.com
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.