Dolar 16,3427
Euro 17,5271
Altın 969,03
BİST 2.437,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 27°C
Açık
Bursa
27°C
Açık
Cum 28°C
Cts 29°C
Paz 27°C
Pts 25°C

Duygularımızı kaybediyoruz

“Dünya küçüldü,” diyoruz. Gerçekten de öyle. Kahvemizi yudumlarken bir ‘tıkla’ dünyanın öbür ucundaki akrabalarımızla görüşebiliyoruz. Onlara çektiğimiz fotoğrafları gönderebiliyoruz.

Duygularımızı kaybediyoruz
A+
A-
24.01.2011

“Dünya küçüldü,” diyoruz. Gerçekten de öyle. Kahvemizi yudumlarken bir ‘tıkla’ dünyanın öbür ucundaki akrabalarımızla görüşebiliyoruz. Onlara çektiğimiz fotoğrafları gönderebiliyoruz. Arkadaşımızla tanıştırabiliyoruz.
Sinemaya gitmeden film izleyebiliyoruz. Dışarı çıkmadan oyun oynayabiliyoruz. Gezmek için ayakkabı eskitmemize, arkadaşımızı ağırlamak için kek yapmamıza gerek yok.
Artık seyahate çıkmamıza da gerek yok, nasıl olsa şehirler, meydanlar, parklar, okyanuslar elimizin altında, tıkla gelsin zahmetsiz, yorulmadan, masraf yapmadan.
Biz ekranın önündeyiz, dünya da gerisinde. Peki, bütün bu kolaylıklara rağmen dünyayı daha iyi algılar hale geldik mi? Kesinlikle hayır. Çünkü duygularımız her geçen gün kayboluyor. Çünkü duyularımızı eskisi gibi kullanmıyoruz.
İnternet üzerinden yapılan alışverişi düşünün, koklamadan, görmeden, dokunmadan alıyorsunuz. Bir arkadaşınıza mesaj yazarken koyduğunuz gülen adam resmi sizin mutlu olduğunuzu anlatıyor mu gerçekte? Kitap okuyorsunuz sayfalarını hissetmeden, hışırtısını duymadan…
Günümüzde bilim insanlarının madde bağımlılığı kadar tehlikeli bulduğu rahatsızlıklardan biri de ‘sanal’ bağımlılık. Yani internet bağımlılığı.
Ne zaman bir kafeye gitsem üç kişiden birinin önünde notebook var. Şaşmamak elde değil. İşte, evde, kafede, tatilde insanlar internette…
Pek çok işimizi internette hallediyoruz, ödemelerimizi, alışverişimizi, yatırımlarımızı… Zaman kazandırıyor gerçekten. Ancak kazandırdığı zamanı bile yine internette harcıyoruz.
Yani bilmeden bağımlı hale gelmişiz, ya da yakındır, gelmek üzereyiz.
Çalışan anne sayısının gittikçe artması, arkadaşlık ve oyun şeklinin sanal ortama taşınması yeni sorunları da beraberinde getiriyor.
Daha ziyade çocuklarda ve gençlerde asosyalliğe, evli çiftlerde boşanmaya neden olabiliyor. Özelikle de paylaşım siteleri…
Zaman içinde eşler birbirlerine olan sorumluluklarını yerine getirmemeye başlıyorlar. Masum bir niyetle başlayan internet kullanımı bir süre sonra maddi ve manevi pek çok sorunu da beraberinde getiriyor. Aile içi anlaşmazlıklardan, iş veriminin düşmesine kadar…
Burada önemli görev yine eşlere ve anne babalara düşüyor. Hatta uzmanlar gerektiğinde psikiyatri desteği bile alınması gerektiğini belirtiyor.
Hemen her öğrencinin evinde bilgisayar bulunmakta. Hemen her mahallede bir internet kafe hizmet vermekte. Bir de televizyon var tabii… Böyle olunca çocukların denetimsiz bir şekilde yoğun ve uygun olmayan mesajlar altında kalması kaçınılmaz oluyor. Şiddet eylemini teşvik eden, çocuğun dil gelişimini olumsuz etkileyen, yaratıcılığını azaltan, olumsuz davranışlar geliştirmesine neden olan bir bağımlılık halini alıyor.
Tabii yetişkinler için de potansiyel risk. Görme sorunları, duruş bozuklukları, radyasyon riski, aşırı kilo alma zararlarından bir kaçı sadece.
Çocuklarımız her geçen gün bizden uzaklaşıyor, biz de onlardan…
Ne yapılabilir? İnternet ve televizyon kanallarına şifre konulabilir. Çocuğumuzun odasına bilgisayarı koymak yerine ortak kullanılan bir alana konulabilir. Girdiği siteler takip edilebilir. İnternette tanıştığı insanlara kendi hakkında kimlik, telefon gibi bilgilerini vermemesi, dışarıda görüşmemesi gerektiği tembih edilebilir. Tiyatro, müzik gibi sanatsal aktivitelere yönlendirilebilir. Tabii öncelikle kendimizin olumlu model olması gerekir.
Ancak bizi kim kurtaracak? Yakında bilgisayarın dışında bir hayatımız söz konusu olmayacak.
Sanal ortamlarda yaşayan, bakmayan, görmeyen, anlamayan, davranmayan kişiler haline geldik. İnsanca davranışlarımızı kullanamaz olduk. Dünyayı küçültük küçülttük de ne oldu? İnsanlar eskiye göre birbirine daha yakın ancak eskisinden daha uzak hala geldi.
Geçenlerde bir yazı okudum. Biraz abartılı da olsa insanların birbirini anlamaktan nasıl yoksun olduklarının altını çiziyor: “Dünya çapında bir anket yapılmış. Sadece bir soru sorulmuş: ‘Lütfen dünyanın geri kalan kısmındaki yiyecek eksikliğine bir çözüm ile ilgili kişisel görüşünüzü belirtiniz,’ diye. Anket büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmış. Çünkü Afrika’daki insanlar ‘yiyecek’ kelimesinin, Bati Avrupa’daki insanlar ‘eksiklik’ kelimesinin, Doğu Avrupa’daki insanlar ‘kişisel görüş’ün, Orta Doğu’daki insanlar ‘çözüm’ün, Güney Amerika’daki insanlar ‘lütfen’ kelimesinin ve Amerika’daki insanlar ‘dünyanın geri kalan kısmı’nın ne anlama geldiğini bilmiyorlarmış.”

Yenisehir.com
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.