Dolar 18,4191
Euro 17,8508
Altın 973,15
BİST 3.281,61
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 27°C
Açık
Bursa
27°C
Açık
Pts 28°C
Sal 26°C
Çar 28°C
Per 28°C

Tiflis’ten bakarken

Tiflis’ten bakarken
A+
A-
20.09.2010

Henüz sekiz yaşlarında bir çocukken dayımın yurtdışından gönderdiği kartpostalları biriktirir,  hayran hayran farklı coğrafyalardaki çeşmeleri, meydanları, heykelleri seyrederdim.
Biryandan ülkelerin başkentlerini ezberlemeye çalışır, diğer yandan da, “ileride mutlaka buraları görmeliyim,” derdim. O insanları ve yerleri tanımalıydım. Ve nedense tek başına gitmek istiyordum.
Seyahat arzusu onca yıla ve yolculuğa rağmen tükenmediği gibi artan bir coşku ve heyecanla sürüp gidiyor içimde. Bugün otuz dördüncü ülkeye adım atmanın keyfini yaşıyorum. Ve tek başına gezmenin!
Tiflis’e vardığımda gece yarısını çoktan geçmişti. Havaalanında oturup güneşin doğmasını beklerken bir ülkeyi daha ruhuma, benliğime katacağımı düşünüyordum. Birazdan perde açılacak ve başrolde oynadığım muhteşem bir film izleyecektim.
Tiflis; Gürcüler, “Tiblisi” diyor, Gürcistan’ın başkenti. Ortasından Kura Nehri’nin geçtiği bu tarihi kent, dünyada gezip görülmesi gereken yerlerden biri bana göre.
Tiflis’in sokak ve caddelerinde karşıma çıkan onca tarihi yapıya bakıyorum günlerdir. Geniş caddeleri, kaldırımları, heykelleri ile Avrupa kentlerini andırıyor.
Kutsal Tepe’de yer alan Gürcü Ana heykeli şehre bambaşka bir güzellik katmış. Sevdiklerine elindeki tas ile içecek sunmayı, kılıç ile de düşmanlarına gözdağı vermeyi temsil ediyor. Gözüm karşıdaki kiliselere takılıyor. Oldukça fazla, şaşırıyorum. Sanki yerin altından patlayıp çıkmış sanırsınız. Tepeden kentin siluetini izliyorum, tek kelime ile muhteşem!..
Ancak yüksekten baktığınızda kentin rengini tam anlayamıyorsunuz. Oysa sokaklarına girip caddelerine çıkınca rengi değişiyor kentin. Burada öyle ışıltılı reklâm panosu, tabela ya da gösterişli bir vitrin göremezsiniz. İnsanlar, koyu renk giysiler içinde zaten. Yani şehir öyle cıvıl cıvıl değil. Donuk bir yüze hâkim.
Aslında Tiflis büyük sayılır ve ihtişamlı. Ancak bir o kadar da bakımsız. Mesela Rustaveli Caddesi özellikle gece görülmeye değer; ışıl ışıl. Ancak caddeye açılan sokaklarında bile asfaltlar patlamış. Binaların dış cepheleri eski ve pis. Anlayacağınız şehrin genelinde bir bakımsızlık hâkim. Onlar da farkında zaten, her yerde onarım yapan ustalara rastlıyorsunuz.
Bana Tiflis’te en çok ne gördün diye sorarsanız eğer; “kilise” derim önce, sonra da “inşaat çalışması.”
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından 1991 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra Gürcistan’daki ekonomik durum oldukça istikrarsız hale gelmiş. Ancak 1995 yılından itibaren olumlu gelişmeler kaydedilmiş.
Halkın çoğu Gürcüce konuşuyor. İngilizce bilmiyorlar. Öyle her yerde İngilizce tabela falan yok. Yani henüz Amerikanvarileşmemişler. Buna rağmen birkaç noktada yer alan McDonalds’lar post modern bir görüntü yaratmış. En güzeli, şehri gezerken pek çok Türk işletmesine, Türkçe konuşan birilerine rastlıyor olmanız.
Kura Nehri kenti, eski ve yeni olmak üzere ikiye bölmüş. Turistik yerler eski olan kısımda. Bu bölgede yer alan, trafiğe kapalı, kafelerin, restoranların, butiklerin olduğu Sharden caddesi, şirin mi şirin. Her gün uğradığımı söylemeliyim. Çok mistik bir havası var. Zaten kafelerin görüntüsüne dayanamıyor insan, hemen birine girip oturuyor.
Bizden neredeyse yirmi yıl gerideler. Ulaşımı sağlayan sarı renkli otobüsler İstanbul’daki çocukluğumun otobüslerini hatırlattı bana. O yıllarda Avrupa görmüş anneannem, “Elin ecnebisi bizim eski, püskü otobüsleri görünce kim bilir içinden neler geçiriyordur, nasıl gülüyordur,” derdi.
Ancak bir metro var ki!.. Rusya’daki kadar olmasa da muhteşem. Eski ama çok hızlı. Metroya binmek için kullanılan yürüyen merdivene oturarak aşağı inmek ise çocuksu bir hoşluk.
Yaya geçidi diye bir şey yok. Onun yerine alt geçitler yapılmış. Ne yazık ki buralar da dilencilerin uğrak yeri haline gelmiş.
Beni şaşırtan, kitapçıya -biri hariç, o da kırtasiye sayılır- rastlamayışım oldu. Gazete veya kitap okuyan birine de.
Erkekten çok kadın var bu memlekette. Her taraf kadın.  İş hayatına da kadınlar
hâkim. Bahçıvandan, temizlik işçisine pek çok işte çalıştıklarını görüyorsunuz.
Buraya gelirken sanat eserlerinin yer aldığı müzeler görmeyi hayal ediyordum. Ancak gezmeye değer bir müzesi vardı ve bendeki şansa bak o da tadilattaydı. Sadece ‘sanat müzesi’ni gezebildim.
Gezdiklerim, gördüklerim, beğendiklerim, hayal edip bulamadıklarım, zamana yenilip ıskaladıklarım… hepsi bir yana. Metropolleri gezerken hissettiğim, istediğin yere gitme, ara sokaklarda kaybolma, farklı yüzler görme, hem kalabalıkla hem de yalnız olabilme ayrıcalığı, sonsuz özgürlük hissi…
Bilemezsiniz ne kadar çok özlemişim…

Yenisehir.com
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.