Dolar 16,3427
Euro 17,5271
Altın 969,03
BİST 2.437,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 27°C
Açık
Bursa
27°C
Açık
Cum 28°C
Cts 29°C
Paz 27°C
Pts 25°C

Aşkın ikinci yarısı

Aşkın ikinci yarısı
A+
A-
18.10.2010

Oyuncusunuz. Yönetmenliğe soyundunuz. İlk filminizi eşinizle çekmeye karar verdiniz. Ne tür bir senaryo yazardınız? Polisiye mi? Aşk mı? Gerilim mi?
Mehmet Aslantuğ, yönetmenliğini yaptığı ilk filmi ‘Aşkın İkinci Yarısı’nda eşi Arzum Onan ile kamera karşısındaydı.
Senaryosunu da kendisinin yazdığı film, isminden de anlaşılacağı üzere bir aşk filmi.
Sinemada romantizmden hoşlananlar izleyince mutlaka seveceklerdir. Bu dramı ağır basan filmi, temiz, sadakat dolu, tutkulu bir aşkın hüzünlü öyküsünü kaçırmayın derim.
Saçı sakalı birbirine karışmış, parçalanmış bir hayatın izleri yüzünde, kendini bırakmış, yorgun, bitik bir adam…
Bir gün evinin kapısı çalınır. Yıllar vardır ki geleni gideni olmamıştır. Kimdir bu ziyaretçi?
Yerinden kalkar, ağır adımlarla yürür. Kapıyı açar. Su gibi duru, genç, güzel bir kadın ve yanında şirin mi şirin küçük bir kız çocuğu görür. Yıllar önce terk ettiği sevdiği kadın karşısındadır.
Sancılı bir ilişki sondan başa doğru anlatılıyor filmde.
Ayrılıkla sonuçlanan beraberlikte neyin ters gittiğini, kadın ile erkek arasındaki bağın ne şekilde kopma noktasına geldiğini satır aralarında izliyorsunuz.
Alkolün pençesine düşmüş, hayatla bağlarını koparmış, kendini bir sahil kasabasının sessizliğine bırakmış yalnız bir adam. Tek bir mektup bırakarak terk ettiği buna rağmen hiç haber vermeksizin çocuğunu doğurup, büyüten güçlü bir kadın… Yıllar sonra tekrar buluşurlar, bu bir zorunluluktur aslında…
Mutluluğu kendi ülkesinde bulamayan kadın, yeni bir hayata yelken açmak üzere, çocuğunu babasıyla buluşturur ve onun hiç tanımadığı bir duyguyu yaşamasını sağlar…
Ölümcül bir hastalığa yakalanan adam, hiç olmadığı kadar huzurlu bir şekilde hayata veda eder.
Sevdiği adamı kaybedeceğini biliyormuş gibi, adeta son görevini yerine getiren bu kadının hikâyesini izlerken, ölümü, doğumu, anne-baba-çocuk ilişkisini ve bütün bunlar olurken akıp giden hayatı sorgular halde buluyorsunuz kendinizi.
Yaşam ve ölümle ilgili, bildiğimiz ve unutmak istediğimiz, bazen de görmezden gelmeyi tercih ettiğimiz o kadar çok şey var ki aslında…
Aşkın ilk yarısı oldukça ağır geçiyor. Kırılmalar, dökülmeler ardından yok yere savrulan hayatları izliyorsunuz.
Aşkın İkinci Yarısı’nda ise tutkulu aşk yeniden çalıyor kapıyı.
Klasik bir hikâye aslında, klişe bile diyebilirsiniz.  Ancak hayatın içinden seçilmiş; doğal, akıcı, sımsıcak… Duygusu insana geçiyor…
Filmi görsel açıdan değerlendirdiğinizde, tek bir eksiği bile yok.  Kıyafetlerden, makyaja, arabalardan, evlere her bir detay en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş. Amerikan filmi izlediğinizi sanırsınız.
Bence çok güzel bir film; muhteşem bir oyunculuk, harika müzik eşliğinde, masal gibi sahneler. Bodrum Ortakent, İzmir, New York ve New Jersey’de çekilen film adeta görsel bir şölen… Hele filmin en son sahnesi yok mu: Bir yılbaşı gecesi, lapa lapa kar yağıyor dışarıda. Aileden kalanlar toplanmış, kadın sarılıyor kızına. Penceredeki bu görüntü gittikçe küçülürken, kar taneleri büyüyor, büyüyor…
Bir başyapıt olanı ise 1970’lerin meşhur ‘Love Story’ filmi idi. İzleyenler bilir; aşkı tarif eden bir zamanlar dünyanın dilindeki o güzel cümleyi: Aşk, asla özür dilemek zorunda olmamaktır. Çünkü seven her şeyi affeder zaten.

Yenisehir.com
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.