Dolar 16,1920
Euro 17,4658
Altın 965,28
BİST 2.438,84
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 31°C
Parçalı Bulutlu
Bursa
31°C
Parçalı Bulutlu
Paz 28°C
Pts 26°C
Sal 25°C
Çar 26°C

KARAGÖZ, HACİVAT VE BEN

KARAGÖZ, HACİVAT VE BEN
A+
A-
16.04.2012

Babam, Ramazan aylarında Gülhane Parkı’na Karagöz izlemeye götürürdü beni. Küçük sahnesinin önüne sandalyeler sıra sıra dizili olur, çoluk çocuk yer kapmaya çalışırdı. Her yer boş olsa bile hep babamın kucağına otururdum. Bir elimde kâğıt helva, diğerinde Çamlıca gazozu kendimden geçercesine izlerdim Karagöz’ü.
Ben oyunu izlerken babam saçlarımı okşar, eğlenip eğlenmediğime bakar, kulağıma bir şeyler fısıldardı. Sanırım oyuna ilişkin olurdu söyledikleri. Yetmişli yıllara ait bu sahne tatlı bir anı olarak kaldı hafızamda.
Hiç düşünmedim desem… Karagözle Hacivat kimdi? Bu muhterem iki şahıs nereden gelmişti? Kaybolup nereye gitmişti?
Karagöz ile Hacivat’ın gerçekte yaşayıp yaşamadıkları bile belli değil. Bir rivayete göre Bursa Ulucami’nin yapımı esnasında çalışan iki işçiymiş. Karagöz, bir demirci ustası, Hacivat ise bir duvarcı ustasıymış.
Onlar güya çalışmaya niyet etmiş gibi görünseler de çeneleri hiç durmazmış. Aralarında geçen nükteli konuşmaları dinlemek isteyen işçiler işi gücü bırakıp onların etrafında toplanırmış. Gel zaman git zaman mimar bakmış ki inşaat ilerlemiyor, padişaha şikâyette bulunmuş. Bunun üzerine padişah ikisini de idam ettirmiş.
Daha sonra çok pişman olan padişahı teselli etmek isteyen Şeyh Küşteri başından beyaz sarığını çıkarıp germiş, arkasına da bir ışık yakmış. Ayağından çıkardığı çarıkları ile de Karagöz ile Hacivat’ın tasvirlerini canlandırıp nükteli konuşmalar yapmaya başlamış. O tarihten sonra Karagöz oyunları değişik mekânlarda oynanır olmuş. Günümüzde Karagöz perdesine Şeyh Küşteri denmesi bu yüzdendir.
Evliya Çelebi ile diğer gezgin ve yazarların kitaplarından anlaşıldığı üzere evlenme, doğum ve sünnet amaçlı törenlerde yapılan bu gösteriler Osmanlı toplumunun belli başlı eğlencelerinden biriymiş.
Doğaçlamaya ve güncel olayların işlenmesine son derece açık olan Karagöz perdesi, o dönemlerin toplumsal yergi aracıymış. Osmanlı’nın son dönemlerinde Karagöz sanatçıları devletin ileri gelenlerinden bazılarının hırsızlığını, rüşvetçiliğini perdede canlandırdıkları için oyunlar yasaklanmış. Bu tarihten sonra Karagöz sıradan bir güldürü halini almıştır.
Doğaçlama geleneğinin terk edilerek yazılı metinler ile oyunun sahnelenmesi Karagöz’ün etkisini azaltmıştır. Sinemanın ve televizyonun hayata girmesiyle de gitgide önemini kaybetmiştir.
Neredeyse kaybolma noktasına gelen Karagöz’e en büyük katkı kuşkusuz Bursa’ya aittir. Çekirge caddesi üzerindeki atıl duran bir trafo binası, Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Kültür ve Sanat ve Turizm Vakfı tarafından yeniden yapılandırılarak önce Karagöz Evi’ne, ardında da müzeye dönüştürülmüş. Sürekli sahnelenen gösterilerle, yüzlerce yıl sonra yeniden hayata dönmüş gölge kahramanlar.
Müze’nin hemen karşısında Karagöz anıtı yer alır. Burada bulunan Hacivat’ın, Karagöz’ün ve Şeyh Küşteri’nin sembolik mezarları ile anıları yaşatılmaya çalışılmaktadır.
Aslında bu iki karakteri görmek için oyunu seyretmeye gerek yok. Her dönemde yaşayan iki sınıfı temsil eden bu kişilerin izdüşümlerini mutlaka yaşamımızda görürüz. Birbirini anlamadan konuşmaları, Hacivat’ın düzgün konuşmak için kendini paralamasına karşın Karagöz’ün yalın, doğal hali, halk tipini yansıtması karşıtlığı oluşturan öğelerdir. İkisi de birbirini dinlemez, dolayısıyla da birbirlerini hep yanlış anlarlar.
Bir Cumartesi günü gitmiştim karagöz Müzesi’ne. Beklentimin ötesinde bulduğumu söylemeliyim. Gerçekten oldukça başarılı düzenlenmiş. Yıllardır bildiğiniz kahramanları yakından görmek ise son derece keyifli.
Görevli her Cumartesi saat iki de oyun sergilediklerini söyledi. Saatime baktım daha bir saat vardı. Ve içimdeki ses, “Beklenir mi hiç bir saat? Hem çocuk musun sen?” deyip duruyordu. Ama aldırış etmedim, gittim bir kafeye oturup oyun saatini bekledim.
İyi ki de izlemişim. Siz siz olun bir gün yolunuz düşerse Bursa’ya, sakın kaçırmayın derim. Bu kadar mı güzel olurdu bir gölge oyunu. Ve yaşıma rağmen o kadar eğlenip gülmem normal miydi? Bir ara gözlerimden yaşlar bile geldi, ancak gülmekten değil. Sahne değişirken çalan, ‘Can kardeşim elini ver bana, gül kardeşim…’ sözleri ile çocukluğumun şarkısı duygulandırmıştı beni.
Nasıl duygulanmayayım ki. Etrafımı anne ve babaları ile gelmiş çocuklar sarmıştı. Kahkaha sesleri dört bir yanı çınlatıyordu. En sevdiğim şarkılardan biri çalıyordu… Hele öyle bir an geldi ki duygu seli aldı götürdü beni…
Önümdeki tahta sandalyeye oturmuş otuzlu yaşlarda bir adam kucağında üç ya da dört yaşındaki kızı oyunu izliyordu. Aslında oyunu kız izliyordu demek daha doğru olur. Babasının gözü ise kızındaydı, tıpkı babamın bir zamanlar bana baktığı gibi ona bakıyordu.
Babalar ve kızları… Ne özel bir ilişkidir yaşanan. O an çok özel bir şeyi paylaştıkları kesindi. Küçük kız bugün anlar mı bilemem, ama bir gün anlayacağına eminim. O an fark ettim ki her zaman güldüren asık suratlı Karagöz, on yedinci yüzyıldan kalma bir tebessümle bize gülümsüyordu…

Yenisehir.com
YORUMLAR

  1. Kenancertel dedi ki:

    Sevgili Benian. yazını ilgi ile okudum. Bir an çocukluğuma döndüm. Karagöz ve Hacivat. Sinamanın olmadığı günlerde köyde bir samanlıkta kurduğumuz bir perde arkasında arkadaşlarımıza oynattığımız oyunları ve atılan kahkahaları tatlı bir anı olarak hatırladım. Teşekkürler..