Dolar 16,3810
Euro 17,6069
Altın 973,07
BİST 2.418,10
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bursa 27°C
Açık
Bursa
27°C
Açık
Cum 28°C
Cts 30°C
Paz 28°C
Pts 25°C

İşte yüzde 50’nin sırrı

İşte yüzde 50’nin sırrı
A+
A-
22.06.2011

Yüzde 50 işte böyle oldu
Siyasi arenaya bomba gibi düştü.. CHP lideri AKP’nin yüzde 50 oy almasını ‘Stockholm Sendromu’na bağladı..
Nedir bu?
Baskı görenin, ezilenin, kendini ezen kişiye sempati duyma hali..
Uyuyor mu?
Uymuyor..
Ama John T. Jost’un teorisine uyuyor..
O da kim diyeceksiniz?
Psikoloji profesörü.. Siyaset psikolojisi üzerine çalışıyor.. Yoksulların siyasi tercihleri konusunda önemli tezleri var..
Kısaca şöyle anlatayım..
Dinin etkili olduğu bizim gibi ülkelerde yoksulluk, karşı çıkmayı, değiştirmeyi değil muhafazakârlaşmayı getiriyor..
Mutaassıplaşmayı.. Statükoyu..
Kendine bakıyor, çevresine bakıyor, kötü de olsa durumunu korumak istiyor.. Yan girdilerle hayatı biraz kolaylaşıyorsa mevcut durum ilelebet sürsün istiyor.. Bozacak, sarsacak en küçük riskten uzak duruyor.. Siyasal tercihini ona göre yapıyor.. İktidar partisini ayakta tutmaya çalışıyor..
Aslında bilmeden yoksulluğunu meşrulaştırıyor..
*
Yüzde 50’yi daha iyi açıklıyor değil mi?
*
Gelelim rakamsal kanıtına.. Seçimin sonucunu ilk bilen aslında TÜİK olmuştu.. Mart başında yayınladığı istatistikte siyasi tablo kabak gibi ortadaydı..
Seçimi kimin kazanacağı belliydi..
(9 ve 17 Mart tarihli yazılarıma bakabilirsiniz..)
Niye mi?
TÜİK’e göre, 12 milyon yoksul vardı..
Her 100 kişiden 42’sinin oturduğu ev kötüydü..
Her 100 haneden 60’ı borçlu, 30’u ağır borçluydu..
100 gençten 21’i işsizdi..
2010’da her 100 kişiden 60’ının geliri azalmıştı.. 34’ü borçlanmıştı..
Bütün bunlar olmuştu ama..
Bu insanlar mutluydu.. 100 kişiden 60’ı mutluyum demişti..
*
Yüzde 50’yi daha iyi açıklıyor değil mi?
*
O günkü yazıda şöyle demişim:
“Parası pulu yoktur, evinin damı akıyordur, pencereleri çürümüştür ama ‘Elhamdülillah sağlığım fevkalade’ der; gerisini önemsemez..
(100 kişiden 71’i böyle diyormuş..)
Yeşil kartıyla mutlu olur..
Bir de dışardan destek gelirse.. Evine kömür getiren, temel gıdaları yollayan, ihtiyaçlarına destek olan varsa..
Verene; ‘Allah razı olsun’ diyerek sandığa gider..
Oy verir.” ( 9 Mart 2011)
*
Böyle de olmadı mı?
*
Stockholm Sendromu’nu bırakın..
John Jost’a bakın..

Ecevit’in kemiklerini sızlatıyorlar

CHP üzerine yapılan tahlillere bakıyorum bir dönemi yok sayıyorlar..
CHP 1950’lerde donmuş gibi..
CHP 1950’lerde kalmış gibi muamele çekiliyor..
Sanırsın ki, İsmet İnönü’den sonra Kılıçdaroğlu geldi.. Başbakan seçim kampanyası boyunca bunu yaptı..
O bilerek yaptı, o CHP, bu CHP demeye getirdi.. ikisinin arasını görmezden geldi..
Sıkıntı şurada; siyaset yorumcuları da aynı şeyi yapıyor..
1960’lardan sonra yaşanan değişimi dönüşümü yok sayıyorlar.. 1970’lerde Bülent Ecevit’in CHP’yi çektiği yeri görmezden geliyorlar.. Üzerine giydirilen sosyal demokrat elbiseyi giydirilmemiş kabul ediyorlar.. 1977’nin CHP’sini CHP’den saymıyorlar.. Kurucu parti olarak kaldığını söylüyorlar..
Ecevit’in kemiklerini sızlatıyorlar..

Yüzde 50’ye bir kanıt daha

Zaman gazetesinden Turan Alkan 16 Mart tarihli yazısında Ankara’da okuyan bir gencin mektubunu yayımlamıştı..
Şöyleydi..
*
“Mart ayı gelmiş tarlaya gübre atılacak, gübrenin tonu 900 liraya çıkmış. 2 ton gübre 3 sene önce toplam 800 lira iken bu yıl 1800 lira. Bahar gelmiş, tarlanın sürülmesi gerek, 100 dönüm için 700 liralık mazot lazım. Diyelim kırdık-sardık bu meblağı karşıladık. 10 ay bekleyeceksiniz, ürün alınacak; elbette Allah bir âfet vermemiş ise. Köylü ürününü 5 yıl
önceki fiyata ancak satabiliyor; kilo başına 30 ila 50 kuruş. Masrafı karşılamıyor. Son beş yıl içinde memura zam verildi, zengin daha da zenginleşiyor; gıda fiyatları neredeyse 5 yıl önceki seviyelerde ama esas emek sahibi çiftçi kışın aç geziyor. Geçen hafta bunlara şahit oldum ve ne acıdır ki hükümet yine de zenginlerden oy alamıyor. Fakir ahali ise hâlâ o saf düşüncesiyle desteğini esirgemiyor. Cebinde para olmasa, aç gezse de hâlâ desteğini sürdürüyor. Dediği şey şu, ‘başka lider yok; ne yapalım!’ Fakir, hâlâ fakir. Şimdi ben Ankara’ya gidince zengini, Yozgat’a gidip emeğinin karşılığını alamayan köylüleri görünce Rabbime ancak namazlarda içimi dökebiliyorum. Eğer gelir dağılımında bir adaletsizlik varsa, ‘Ya Rabbi, Tayyip Erdoğan’a bunun hesabını sor’ diye haykırıyorum. Elimden ancak bu geliyor.”
*
Mektubu okudunuz.. Bu gencin muhalefet partilerinden birine oy vereceğini söylemesini bekliyorsunuz değil mi?
Bunca isyandan sonra..
Bakın mektubu nasıl bitirmiş..
‘Yedi oyumuz var yine de Erdoğan’a vereceğiz, ama bizi yine hayal kırıklığına uğratırsa haram ederiz o yedi oyu.’
*
Yüzde 50’yi açıklamıyor mu?
Yüzde 50 nasıl oldu sorusuna cevap vermiyor mu?

Mehmet Tezkan / Milliyet
http://gundem.milliyet.com.tr/yuzde-50-iste-boyle-oldu/gundem/gundemyazardetay/22.06.2011/1405157/default.htm?ref=fblike

Yenisehir.com
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.